Forum Moderatörlüğü İçin Başvuru Alanı

Hoşgeldin!

Forum sitemiz tamamen ücretsizdir.

Şimdi Kayıt Ol!
  Konu görüntüleme sınırlıdır
Thread Owner
Site Admini
Katılım
22 May 2015
Mesajlar
2,144
Çözümler
4
Tepki puanı
770
Puanları
188
Yaş
34
1- Genler sporcu vücudunun antrenmana beslenmeye ve diğer faktörlere nasıl ve ne şekilde cevap vereceğini de belirlemektedir Örneğin dayanıklılık için düşük genetik potansiyele sahip olan bir atlet, antrenmana daha iyi cevap verebilme potansiyeline sahip ise dayanıklılık için yüksek genetik potansiyele sahip atletten daha başarılı olabilmektedir

Sportif kalıtsal özellikler kas kitlesi kas lifleri kardiopulmoner yapı patlayıcı güç ve dayanıklılık gibi özelliklerde büyük öneme sahip olduğu bilinmektedir. Genler bir çok özelliklerinin yanı sıra sportif performans için bireyin antrenmana alınan gıdaların vücut tarafından kullanımına ve antrenman sonrası iyileşme sürecine de etki sağlamaktadır

Sporcunun genetik altyapısının sadece sporda üstün olabilmek için gerekli potansiyeli belirlediğini unutmamak gerekmektedir Bir sporcurekorlar kırabilmek ve şampiyon olabilmek için gerekli genetik potansiyele sahip olsa bilesağlıksız bir yaşam tarzı veya yetersiz egzersiz ile sportif performanslarında başarılı olamayacaktır

Benzer şekilde kısıtlı bir genetik potansiyele sahip olan bir sporcu düzenli bir yaşam tarzı ve bilinçli egzersiz ile branşında üstün bir performans sergileyebilecektir Örneğin atletlerdeki kas lifi dağılımı, atletin genetik potansiyeli ne olursa olsun, antrenman düzeyinin şiddeti, süresi ve sıklığına, ayrıca diyet ve diğer faktörlere bağlı olarak da değişim gösterecektir Yani genetik altyapı performans potansiyelini belirlemektedir ancak güncel performans kapasitesi daha çok antrenman pratik motivasyon ve beslenme gibi diğer faktörlerden etkilendiği unutulmamalıdır

2- Spora yeni başlayacakların ya da hiç başlamamış olanlar çok sık duyduğu bir şeydir ama tamamen bir hurafedir çünkü kas bir doku yağ ise bir maddedir ve böyle bir dönüşüm söz konusu olmamaktadır Fakat yağlarınızı yakabilir kaslarınızı büyütebilirsiniz Bunun için de düzenli egzersiz yapmalı ve bir takım beslenme kurallarını öğrenmeliyiz

3- Low karbonhidrat diyeti günlük 100 gramdan az karbonhidrat tüketilen ve ihtiyaç olan kalorinin büyük kısmının yağlardan karşılandığını bir beslenme tarzı

4- ketojenik diyet günlük alınan enerjinin en az %60’ı yağ kaynaklarından gelecek şekilde planlanan karbonhidrat alımını çok çok düşürerek vücudu ketozis isimli metabolik duruma sokmayı amaçlayan ancak uzman kontrolünde ve tedavi amaçlı kullanıldığı takdirde olumlu etkileri olan bir beslenme modeli olarak bilinir böylesi daha sağlıklıdır uzman kişi tarafından olması

5- Profesyonel değilse eğer kişi olması gereken sıklık haftanın 3 – 4 en fazla 5 gününü antrenman yapmaya ayırmaktır küçük kas grupları için 48 büyük kas grupları için 72 saat Aynı kas grubuna ait çalışmalar yapılacaksa belirli grubu yeniden çalıştırmak için en az 48 saat dinlenmek gerekiyor Çalışmalarda aynı kas grubunu üst üste çalıştırmamak gerekiyor bunu yapmak insan olduğu yerde koşması gibi bir şeydir meşhur söz kaslar dinlenirken büyür

6-Karbonhidrat metabolizması ağızda alınan moleküllerin sindirimi ile başlar, sindirim olayı ince bağırsaklarda devam eder ve emilimi ile sürer Organizmada uğradığı reaksiyonlar ve oluşturduğu ara metabolitler sonu karbondiyoksit ve suya parçalanmasına kadar devam eder

Yağ metabolizması birçok organizma için önemli enerji kaynaklarıdır artmış glukoz sıklıkla yağ asidine çevrilerek depo edilmektedir trigliserdiler aynı miktardaki karbonhidrat ve proteinlerden yaklaşık 2 kat daha fazla enerji vermektedirler

Protein metabolizması aslında amino asitlerin metabolizmasıdır yararlanabilmesi için bu proteinlerin sindirim sistemi tarafından temel yapı taşlarına yani amino asitlere kadar yıkılmaları gerekir

@Nurettin Olgun
6.Soruyu biraz daha açın , bilgiler yeterli değil.
 
Yorum
Katılım
29 Haz 2021
Mesajlar
392
Çözümler
65
Tepki puanı
145
Puanları
138
1-Sportif performans, atletik görev sırasında başarı için ortaya konulan çabalardır. Performansı etkileyen en önemli faktörlerden birisi genetik farklılıklardır. Bunlar arasında mutasyonlar, polimorfizmler, epigenetik faktörler ve kimerizm başta gelir. Mutasyonlar, kalıtsal yapıda meydana gelen ve toplumun %1’inden daha az oranda görülen kalıcı değişimlerdir. Polimorfizmler ise toplumun %1’inden daha yüksek oranda görülen ve iki veya daha fazla farklı fenotipin aynı tür popülasyonunda bulunmasıdır. Epigenetik faktörler, DNA dizisinde değişiklik meydana gelmeden, aynı zamanda kalıtımsal olan ve gen aktivasyonunu değiştiren etmenlerdir. Kimerizm ise birden fazla DNA’ya sahip olan yani ana rahminde iki döllenmiş yumurtanın, gebeliğin ilerleyen zamanlarında birleşmesiyle ikiz yerine tek canlı üremesidir. Sonuç olarak genetik farklılıkların kişilerin fenotipik özelliklerini değiştirmesiyle sportif performansın değişebileceği ortaya çıkmıştır. İnsanlarda performansa ve sportif aktiviteye etki eden 239 (214’ü otozomal genler, 7 tanesi X kromozomu üzerinde ve 18 tanesi de mitokondrial genlerdir.) gen belirlenmiştir. Bu genler, kaslarımızın yapı ve tiplerini belirleyen veya kemik yapı ve kalınlıklarını, anatomik özelliklerimizi belirleyen genler olabileceği gibi kasların kasılması, kaslara daha fazla oksijen taşınması ve mitokondri faaliyetlerini düzenleyen genler de olabilir. Bu genlerde olabilecek bazı değişiklikler bireylerde ve aynı atadan gelen toplumlarda bazı özelliklerin daha farklı olabilmesini sağlamaktadır.

6- Yağ :Yağ asitlerinin oksitlenmesi,karbonhidrat metabolizmasından türeyen,yağ asitlerinden oluşan asetil koenzim A ile yoğunlaşmaya hazır oksaloasetik asit olmaksızın tam olarak yürütülemez.Şeker metabolizmaları bozulmuş olan şeker hastalarının, aynı zamanda lipid metabolizması da bozuk olup, bazı ara ürünler kanda birikmeye başlar ve sidikle dışarı atılır.Buna ek olarak karaciğerde fazla miktarda yağ birikir.Yağlı karaciğer, Başka bazı karaciğer fonksiyon anormalliklerinin bir belirtisidir.Karbonhidrat ve proteinlerle birlikte organizmanın organik maddelerini oluşturan lipidlerin hücre zarlarında yer almak gibi bazı yapısal fonksiyonları varsa da, asıl görevleri organizmanın karbonhidratlardan sonra en önemli yakıt kaynağı olmalarıdır.  Alınan besin maddeleri içerisinde lipidlerin bulunması sadece yağda eriyen vitaminler için ve belirli doymamış yağ asitleri yönünden önemlidir. Lipid Metabolizması  Lipidler organizmanın enerji deposunu oluştururlar. Ağırlıkları dikkate alınırsa, aynı ağırlıktaki karbonhidrat ve proteinlere oranla yaklaşık iki misli kalori verirler. • TG 9 kcal/g iken bir karbonhidrat veya protein 4 kcal/g.  Vücudun karbonhidrat depolama yeteneğinin çok sınırlı olmasına karşılık, yağlar sınırsız denecek kadar çok miktarda depo edilebilirler. Ancak buna rağmen vücudun tercih ettiği kalori kaynağı lipidler değil, karbonhidratlardır.
Yağların metabolizması kısmen hipofiz ve adrenal, kısmen eşey hormonları tarafından denetlenirse de, düzenlemenin ayrıntısı henüz açık olarak bilinmemektedir.Karaciğer fonksiyonlarında meydana gelen herhangi bir önemli bozukluğun normal yağ dokusundan yağın tam olarak kaybolmasına yol açması, yağların metabolize olması yada depolanmasından önce,karaciğer tarafından etkilendiğini gösterir.

Protein :Amino asitlerin deaminasyondan arta kalan kısımları basit organik asitlerden ibarettir. Bazı amino asitlerin 'glukogenik' amin asit denen karbon iskeleti glukoz yada glukojene dönüşdönüştürülebilir.Karbon zinciri, aseton yapıları oluşturan amino asitlere 'ketogenik' amino asitler denir.Proteinler vücutta ya pek az saklanır yada hiç depo edilmez.karbonhidrat ve yağların tüketilmesi halinde kullanılma sırası gelen proteinler depo proteinler değil gerçek enzim ve hücrelerin yapısal proteinleridir. Peptid bağlarının hidrolitik yoldan parçalanmasına ve amino asitlere kadar ayrılması olayına protein sindirimi denir. Proteinlerin emilebilmeleri için amino asitlere kadar parçalanmaları gerekmektedir. Midede protein sindirimi -Protein sindirimi midede başlar ve pepsin tarafından gerçekleştirilir. - Proteinler polipeptidlere parçalanırlar - Pepsin mide mukozasında, inaktif şekli olan pepsinojen biçiminde bulunur. Mide boşluğuna salgılandıktan sonra HCl ve pepsin’in otokatalitik etkisiyle aktif pepsin haline dönüşür. Pepsin endopeptidaz etkisine sahiptir ve protein içerisinde yer alan ve özellikle aromatik amino asitlerden sonra gelen peptit bağlarını öncelikle koparır ve peptid zincirleri oluşur. -pepsin yanısıra buzağıların midelerinde rennin ve yeni doğmuş çocukların midelerinde gastriksin adı verilen iki ayrı proteolitik enzim bulunur. Midede bu protezlar aracılığı ile gerçekleştirilen sindirimden sonra peptit karışımı mide içeriği ile birlikte barsaklara gönderilir. Proteinler vücutta ya pek az saklanır yada hiç depo edilmez.karbonhidrat ve yağların tüketilmesi halinde kullanılma sırası gelen proteinler depo proteinler değil gerçek enzim ve hücrelerin yapısal proteinleridir.

Karbonhidrat : Karbonhidrat metabolizması. Suda eriyen çift şekerlerin hidrolik parçalanmasından oluşan üç hali şeker-glikoz,früktoz ve galaktoz,sindirim kanalından emilir.Bundan sonra karaciğere giderek başka basit şekerlere,glikoza dönüşür ve glikojen halinde depo edilirler.Glikojen,glikoz birimlerinin ï¡-glikozidik bağlarla bağlanmasından oluşan,yüksek molekül ağırlığına sahip olan çok dallı bir polisakkarittir..
  • Karbonhidratların sindirimi oral kavitede yani ağızda başlar.
  • Karbonhidrat sindirimi, ince bağırsağın üst jejenumda sonlanır.
  • Nişasta ve Glikojen tükürükteki alfa amilaz etkisiyle ağızda enzimatik olarak parçalanmaya başlar.
    • Büyük şekerlerin sindirimi ağızda başlar.
    • Küçük Şekerlerin sindirimi ise ince bağırsak vs.
Tükürüğün içerisinde Tükürük Müsini ve Tükürük alfa-amilazı bulunur.

Tükürük Musini: Polisakaritlerin dağılımını ve kayganlığını sağlayan bir glikoproteindir.

Tükürük -Amilazı: Dallanma göstermeyen düz zincir yapılarındaki (1-4) glikozid bağlarını parçalar.

ancak (1-6) bağını ve sondaki bağı koparamaz.

(1-6) Glikozidaz ile (1-6) bağları ince bağırsakta parçalanır.

Besin maddeleri mideden duodenuma geçtiğinde karbonhidrat sindirimi bikarbonat (HCO3) ve pankreas -amilazı içeren pankreas sıvısının etkisi ile devam eder.

Hangisi incebağırsak enzimi değildir gibi bir soru sorulursa bilin. ★

Monosakkaritlerin Emilim Mekanizmaları:


  1. Aktif transport (Na bağımlı taşıyıcı)
  2. Na’dan bağımsız taşıyıcı
  3. Basit diffüzyon
İnce bağırsak lümeni içindeki glukoz ve galaktoz aktif transportla, ★★

Fruktoz ve diğer monosakkaritler ise kolaylaştırılmış diffüzyonla emilirler. ★★

Glukozun Hücrelere Taşınması:
1. Soruyu biraz daha açın , yeterli değil bilgiler.

-Glut’lar tek yönlü yaşıma yapar.

SGLT-1: (Sodyum Bağımlı Tek Yönlü Taşıyıcı) İnce barsak ve böbrekte bulunan Na+ bağımlı kotransport sistemi.

GLUT-1: Eritrositler, kan-beyin bariyeri, böbrek, kolon ve plasentada bulunur

GLUT-2: Karaciğer, pankreatik β-hücreleri, ince bağırsakların bazolateral yüzünde bulunur; yüksek kapasiteli, düşük afinitelidir. Karaciğerde bulunur tokluk sonrası glukozun hızlı yakalnmasını sağlar. İnce bağırsakta emilmiş olan glukozun tutulmasını sağlar.

GLUT-3: Beyin /Nöronlar, plasenta, testiste bulunur. Glukoza afinitesi en yüksek olan GLUT.

GLUT-4: Yağ dokusu, iskelet kasları ve kalpte bulunur; İnsülin’le uyarılan tek GLUT’tur.

GLUT-5: Fruktozun taşınması diyince aklına bu yavru gelecek ! Sodyum pompasına bağlı olmaksızın, konsantrasyon farkına dayalı olarak monosakkaridlerin iki yönlü kolaylaştırılmış diffüzyonundan sorumludur.

Değişen yaşam koşulları nedeniyle obezite ve obezite ile ilişkili endokrin hastalıkların görülme sıklığı artmıştır. Bu hastalıkların önlenmesinde yaşam tarzı değişikliklerine ek tedavi seçenekleri aranmaya başlamıştır. D-alluloz fruktozun 3. karbon epimeridir ve doğada nadiren bulunmaktadır. D- alluloz, güçlü antioksidan etkileri, bağırsak sindirim enzimlerine karşı inhibe edici aktivitesi, hepatik çekirdekten sitoplazmaya glukokinazın translokasyonu ve intestinal mukoza yoluyla glukozla rekabetçi transport gibi çeşitli mekanizmalar yoluyla aktivite göstermektedir. Ayrıca, yağların metabolizması ile ilgili olarak antihiperlipidemik, antihipertrigliseridemik etkileri de bulunmaktadır. D-alluloz ile ilgili ratlar üzerinde yapılan toksisite çalışmalarında herhangi bir yan etkisi gösterilmemiş ve güvenli olarak kabul edilmiştir. Oral yol ile alınan monosakkaritlerin emilimini azaltması, yağ asidi oksidasyonunu arttırırken, glukoz oksidasyonunu baskılaması gibi etkilerinden dolayı obezite ve ilişkili hastalıkların tedavisinde yaşam tarzı değişikliği ile beraber alternatif bir tedavi yöntemi olarak düşünülebilir.


1. Soruyu biraz daha açın , yeterli değil bilgiler.
@Nurettin Olgun
 
Son düzenleme:
2 Yorumlar
Nurettin Olgun
Nurettin Olgun  yorum yaptı
%p Hayırlı uğurlu olsun , kullanmak isteğiniz isim ve soy isim moderatör olunca.?
Bilgileri ya özelden , yâda buradan iletin bana
 
Batuhan Karakaya
Batuhan Karakaya  yorum yaptı
ben size özelden yazamıyorum siz yazarsanız öyle ileteyim
 
  • :)
  • :D
  • ;D
  • :lollol:
  • :lol:
  • ;)
  • :(
  • :cool:
  • :p
  • :eek:
  • :laugh:
  • :rolleyes:
  • :angry:
  • :mad:
  • :embarras:
  • :undecided:
  • :cry:
  • :evil:
  • :heart:
  • %p
  • :bravo:
Üst